GİRİŞ »
AMACIMIZ »
DOĞRULUĞUMUZUN KANITI »
YOLUMUZ »
SEVDİKLERİMİZ »
SEVEMEDİKLERİMİZ »
YAPTIKLARIMIZ »
İLETİŞİM »
GİRİŞ:
Sitenin bir çok bölümüne şahsi olarak emeğim geçmiş olmasına rağmen, burada bu siteyi yalnızca BEN yaptım demek ve BEN kelimesini çokça kullanmak istemiyor ve düşünmüyorum. Bunun yerine BİZ kelimesini kullanacağım. Çünkü BEN kelimesi içinde BENLİK ve BENCİLLİK saklıdır. Ben de sizler gibi et’ten, kemik’ten ve birde ruh’tan oluşan bir Allah kuluyum işte. Sizinle aramızdaki tek fark bilgilerimizdir. Hepimiz basit sıradan bir Allah kuluyuz.
AMACIMIZ:
İnsanların içinde hiç sönmeden, sürekli sönük bir şekilde yanmaya devam eden Allah aşkının ateşini az da olsa körükleyebilmektir. Allah'a biraz daha yaklaştırabildiğim o kişininde duasını alabilmektir, niyetimiz. Bizim için dünya üzerindeki tüm servetlerden bile daha kıymetli olan, bir tek şey vardır ki o da “Allah sizden razı olsun” kelimesinin kişilerin kalbinden çıkıp, dudaklarından dökülebilmesidir. Bu yüzden bu siteden edineceğiniz bilgiler karşılığında, biz sizden ne para ne pul hiçbir şey istemiyoruz. Tek istediğimiz doğruyu bulmanız, toprak olmadan önce Allah’a ulaşmanızdır. Sizden, Allah için yaptıkları bir şeyler karşılığında, ufakta olsa para alan, uman, beklentisi içinde olan kişilerden, uzak durmanızı tavsiye ederiz. Çünkü şeytan onlarla birliktedir. Allah dininin ticareti olamaz. Televizyonda, şurada, burada, bas bas bağırarak, CD satanlar, kitap satanlar, kaset satanlar bilin ki bunların altında çoğunlukla ticari kaygıları yatmaktadır. Lütfen aklınızı çalıştırın. Şu an bu satırları okuyabiliyorsanız, internete bir şekilde bağlanabiliyorsunuz demektir. Şu internet ne büyük nimettir ki, her türlü bilgiye, hiçbir ücret vermeden, saniyeler içinde ulaşabiliyorsunuz. İnternetten araştırın ve aradığınız bilgiye ulaşın. Tek bir kaynaktan beslenmeyin. En ufak bir şüphe, soru bile kalmasın aklınızda. Size Allah rızasını kazanmak için, parayla bir şeyler satmaya çalışanlardan, artık uzak durun lütfen. Peygamberler yaşamları boyunca sadaka almazlardı. Peygamber bunu yapıyorsa, bu onun sünnetidir. İşte size en iyi sünnet örneği. Şimdi görelim bakalım “biz peygamberin sünnetini yapıyoruz” diyenleri. Hadi yapın. TV lere vereceğiniz reklam paralarınız var, ama halka ücretsiz dağıtacağınız eğitici kitaplarınız yok öylemi. Öyle olsun bakalım.
DOĞRULUĞUMUZUN KANITI:
Ayrıca asla, doğrusu budur, demiyorum sizlere. Burada olan yazıların tümü kendi beyin süzgecimden geçirdiklerimdir. Herkesin beyninde bir süzgeç vardır. Bu süzgecin deliklerinin çapı, her insanın bilgisine göre değişkenlik gösterir. Bu yüzdendir ki burada topladığım bilgiler DOĞRUDUR yada YANLIŞTIR demek gibi bir BENLİK gösteremem. Bu bilgilerin kanıtını ispatını yapamam. İspat ancak bilip, inanmakla olur.
Bizlere asıl doğrunun ne olduğunu, Nasrettin Hoca, zamanında çok güzel göstermiştir.
Nasreddin Hoca bir gün eşeğine biner, pazara doğru yola çıkar. Oğlu da eşeğin yularından tutmuş çekiyor. Az ilerlerler, bir grup insanla karşılaşırlar. Hoca topluluğa selam verir. Adamlar selamı alır almaz başlarlar dedikoduya:
-İnsafsız adam! Kendisi eşeğe binmiş, küçücük çocuğu yürütüyor. Zavallı çocuk nasıl yürüsün?
Söylenenleri duyan Hoca eşekten iner, oğlunu bindirir. Kendisi çeker eşeğin yularını. Biraz ileride bir grup insan yine sohbet halindedirler. Yaklaşınca Hoca hürmetle selam verir. Birkaç adım atmadan onlar da başlarlar dedikoduya:
-Zamane sıpası n’olacak! Kendisi eşeğe binmiş, utanmadan yaşlı başlı babasını yürütüyor.
Sözler kulağına kadar gelen Hoca, durur, düşünür. Bu sefer kendisi de biner eşeğe. “Herhâlde şimdi oldu” der mırıltıyla. O sırada karşılaştıkları birkaç adama da selam verir. Adamlar selamı alırlar almasına ama, durmaz peşinden çeneleri:
-Yahu şu insanlarda hiç insaf merhamet yok. Hayvan da can taşıyor. Zavallı eşek nasıl çeksin iki kişiyi birden? derler.
Artık akla uygun bir tek seçenek kalmıştır. İnerler baba oğul eşekten, başlarlar eşeğin yanında yürümeye.
Memlekette adam mı yok! Karşılaşırlar yine bir toplulukla ve selamlaşırlar muhabbetle. Bu seferki topluluk basar kahkahayı:
-Enayilere bak! Eşek bomboş; hiç birisi binmemiş.
Kafası iyice karışan Hoca, sarığının altından sokar parmaklarını, şaşkın ve düşünceli kaşır kafasını. Sinirli sinirli parlar gözleri. Yatırır eşeği yere. Bağlar dört ayağını sıkıca birbirine. Oracıktan kaptığı gibi uzun bir sırığı; sokar ayakları arasından eşeğin. Sonra seslenir oğluna:
-Tut oğlum ucundan. Kaldır. Haydi hooooop!
Alırlar sırtlarına eşeği ve öylece revan olurlar yola.
Size bu hikayede DOĞRU nedir diye sorsak, yukarıdaki yanıtlardan birisini seçebileceğiniz gibi, bambaşka bir cevap da verebilirsiniz.
İşte biz bu yüzden diyoruz ki; DOĞRU insan sayısı kadar fazladır, DOĞRU yol da.
Biz, varmak istediğiniz yere sizi sadece bu yol götürebilir demiyoruz. Varılacak yere bir çok yolun olduğunu biliyoruz. Bizim bu yolda ısrar edişimizi ve size bu yolun DOĞRU yol olduğunu gösterme çabamızı lütfen şu örnekle değerlendirin.
Hepimizin şu dünya üzerinde, iyi ya da kötü, barındığı bir evi vardır. Aynı şekilde bir de çalıştığı işyeri vardır. Her gün evimizden işyerine, işyerimizden de evimize gider, geliriz. İşe ilk başladığımız günlerde, değişik değişik yollar ve farklı farklı taşıtlar kullanarak, seçeneklerin hepsini birer birer deneyerek, en kısa şekilde, bizi işimize ve evimize ulaştıracak yolu bulmaya çalışırız. Çünkü zaman bizim için değerlidir. En sonunda da, şu yöntem ve şu yol en iyisidir diye karar kılar, artık hep doğru bildiğimiz o yolu kullanmaya başlarız. Biliriz ki bizi işyerimize götüren, en kısa ve en kestirme yol budur artık. Şimdi siz bu en kestirme yolu öğrenebilmek için ortalama 1 ayınızı vermişsinizdir. Günlerden bir gün, iş arkadaşlarınızdan birisi de evini farklı bir semtten taşıyarak, size komşu oldu diyelim. Şimdi sizin bu arkadaşınıza yolu tarif etmeniz gerekmez mi? Hatta birlikte gidip gelmeniz gerekmez mi? Onunda 1 ay gibi bir zaman kaybetmesine ne gerek var. Ona doğru yolu gösterdiğiniz için birde ücretmi alacaksınız? İşte tüm bu sorular, yolumuzun yanıtını verir bize. Aslında yolumuzda insanlara zorla birşey vermek asla yoktur. Talepte bulunacak olan veren değil alacak olandır. Bu yüzden hiçbir Alevi bilgesi sizi yoluna çekmeye çalışmaz. Şayet sizi yoluna çekmeye çalışan birileri olursa uzak durmanızı tavsiye ederiz.
YOLUMUZ:
İşte bizimde ALEVİLİK gerçek yoldur dememizdeki sebep, yukarıda anlattığımızdan öte değildir. Biz, Allah’ın OL demesiyle, bir Hıristiyan’ın, bir Yahudi’nin, hatta bir Putperestin bile, Allah’a kendi bildiği yolu kullanarak ulaşabileceğini, hatta Kamil bir insan bile olabileceğini biliriz. Asla bu kimseler bizden aşağıdır diyerek onları hor görmeyiz. Biz sadece onları yaptıklarıyla değerlendiririz. Çünkü Allah’ın dünya üzerindeki, hatta bu evrendeki tek kullarının bizler olmadığının farkındayız. Bizler ancak Şeytanın nefisli bedenlerde, Hakk’ın ise nefsini ıslah etmiş, tertemiz arınmış bedenlerde, bulunacağını biliriz. Bu ikisinden birisi değilseniz, hem sürekli günah işleyen hem de sürekli Allah’ın nimetlerine ulaşmaya çalışan, orta yolu tutmuş bir insan olduğunuzu da biliriz. Bu tip insanlar, dünya üzerinde sayıca en fazla olanlardır.
Ama Allah Kuran’ında sayıca fazla olanların değil, sayıca az olanların değerli olduğunu sık sık dile getirmektedir. Durum böyleyken bizler bu orta yolda ne kadar daha gideceğiz. İşte Allah’ın istediği gerçek şudur ki, bu kısacık ömrümüzde, çok kişi arasından sıyrılıp, ölmeden önce o sayılı kimselerden olabilmemizdir.
SEVDİKLERİMİZ:
Önce Allah, sonra Muhammet-Ali olmak üzere, tüm nebileri, Hz.Muhammet'in yakın akrabalarını, velileri, gerçek imamları, şehitleri, aşıkları, Kâmilleri, Alimleri, tüm Allah dostlarını ve O’nun tüm yarattıklarını, O emrettiği için severiz. Allah, Kuran’da, Hz.Muhammet’e şu ayeti, halkına söylemesini istiyor. Dikkat edin bu Allah tarafından istendiği için farzdır.
-De ki: "Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı (Ehlibeytimi) sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum” (Sure-23)
Bu ayetin benzeri Nuh’a ve Hud’a da vahyedilmiştir. (Hud 50-51 Furkan-57) Ama tek farkla, onlar “ücret istemiyorum. Benim ücretim rabbim katındadır” demişlerdir. Allah ise resulünün ümmetinden, böyle bir beklentisi olması gerektiğini açık açık belirtmiştir. Bu ayet Hz.Muhammet’te nazil olduğunda, Resulullah ashabı arasında ayağa kalkıp Allah'a hamd’u sena etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?" o gün hiç kimse cevap vermedi. 2. gün de ayağa kalktı ve aynı sözü tekrarladı. Yine hiç kimse cevap vermedi. 3. gün de ayağa kalkıp: "Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?" diye tekrar buyurunca yine hiçbir kimse cevap vermedi. Bunun üzerine: "Ey insanlar, bu vazife ne altın, ne de gümüş gerektirir; ne yenilecektir, ne de içilecektir." buyurduğunda Halk: "Artık ne buyuruyorsanız buyurun, kabulümüzdür." dediler. Bunun üzerine Resulullah yukarıdaki ayeti onlara iletti. Onlar da: "Allah'ın istediği buysa, bunu yaparız." dediler. Ama onların çoğu, bu söze bağlı kalmadılar.
Hz. Hüseyin'de bu ayet hakkında şöyle rivayet eder: "Muhacir ve Ensar, Resulullah'ın huzuruna varıp şöyle dediler: "Ya Resulullah, hem sizin, hem de gelen misafirlerin masrafları oluyor. İşte bu (sizin yetkinizde olan) mal ve kanlarımızdır; bu hususta istediğiniz şekilde hüküm verin. Çekinmeden dilediğiniz şeyi bağışlayın ve dilediğiniz şeyi bırakın. Yani Resulullah’a maddi destek önerdiler. "Allah (onlara cevap olarak) Ruh-ul Emin'i gönderip şöyle buyurdu: De ki: "Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum" dedi ve ardından şöyle dedi. Benden sonra da akrabalarımı incitmeyin.
Toplantıda bulunanlardan bazıları dışarı çıktıklarında şöyle dediler: "Resulullah teklifimizi, kendisinden sonra yakınlarına özenmemiz için, reddetti. Bu ayeti, Peygamber’in kendi uydurmuştur. Bu Allah'a iftirasından başka bir şey değildir." Elbette çok ağır bir sözdü bu. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: "Yoksa, kendisi onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurdumsa, bu durumda siz Allah’tan bana (gelecek) olan hiçbir şeye (karşı) malik olamazsınız. O sizin, kendisi hakkında ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir"(126). Peygamber bu ayeti onlara iletmesi için onların peşinden birisini gönderdi. O kişi onlara yetiştiğinde: "Sizler bir şey mi söylediniz?" dedi. Onlar "Evet, bizlerden bazıları, bizim için hoş olmayan, Resulullah aleyhine ağır bir söz söyledi." dediler. O kişide Resulullah’a, nazil olan ayeti onlara okudu. Onlar (bunu duyunca) şiddetli bir şekilde ağladılar.
Daha sonra Allah aşağıdaki şu ayeti nazil etti: "Kullarından tövbeyi kabul eden ve kötülükleri affeden ve işlemekte olduklarınızı bilen O'dur" (126). 7. Ayet : "Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber’e salât (yardım/destek) ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât (yardım/destek) edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin" (128). Bunu düşmanlar da biliyorlar ki, bu ayet nazil olduktan sonra halk: "Ya Resulullah, biz sana selam vermeyi biliyoruz, fakat salat nasıl olur?" diye sordular. Peygamber buyurdular ki, şöyle deyin: "Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed, kema salleyte ala İbrahim'e ve Âl-i İbrahim, inneke Hamidun Mecid." salat kelimesinin anlamı geçmişte ne kadar çarpıltılsada bu sözün asıl anlamı kısaca şudur "Muhammet'e ve yakınlarına (onu destekleyenlere) yardım edin/destek olun" manasında bir cümledir.
Neden Ehlibeyt’i bu kadar çok sevdiğimizin sebebi budur işte. Bu Alah'ın emridir. Salat ise söylemden çok eylemde bulunmak, harekete dönüştürmekle olur. Bu yüzden bunu bol bol söylemek yerine azda olsa hayata geçirmek lazımdır.
SEVEMEDİKLERİMİZ:
İsimlere başlamadan önce lütfen şu soruyu kendinize bir sorun ve cevap verin. Sormadan önce de Şeytanı yanınızdan kovmak için lütfen bir kez Fatiha Suresini anlayarak Türkçe okuyun;
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.”
Sorumuza gelince;
-Hz.Muhammet’in vefatından sonra, İslam dinini, en iyi bilecek olan kimseler, Allah’a ve Peygamberine inanmadan önce, putlara tapan kişiler mi olurdu, yoksa hayatı boyunca put nedir bilmeyip, tek bir yaratıcının varlığına, ömrü boyunca inananlar mı olurdu?
İşte bu soruya kalpten vereceğiniz cevap size her şeyi açıklar. Hz.Muhammet, Hz.Ali ve Hz.Hatice ile bunların anneleri, babaları ve dedeleri, asla putlara tapmamışlar, İbrahim Peygamberin söylediklerine, hâlâ inanmaya devam eden, temiz kullardandılar. Yani herzaman bir tek yaratıcının varlığına ve birliğine inananlardılar. Hz.Ali çok küçük yaşlardan beri putları kırmaya çalışmıştır. Onu küçücük yaşında bile, bu huyundan vazgeçirememişlerdir.
Ebubekir, Ömer Osman ve Ayşe’ye gelince, onlar Allah’ın yukarıda belirttiğimiz “Ehlibeytimi seviniz” farz-ı isteğine uymamışlardır. Nasıl mı? Hz.Muhammet bir vakit "Ehlibeytimi üzen, beni üzer" demiştir. Ebubekir ve Ömer ise Hz.Muhammet’in kızına miras bıraktığı Fedek Hurmalığı arazisini, peygamber hakka yürüdükten hemen sonra, kızı Hz.Fatıma’nın elinden alarak, onu ölümüne dek üzmüşlerdir. Hurmalığı vermeme sebepleri de Peygamberlerin miras yoluyla mal bırakamayacağıdır. Halbuki Peygamberlerde Allah’ın bir kuludur. Kuran'ın miras ayetleri, onlar içinde aynı şekilde işlemektedir. Ayrıca bu kimseler halifelik seçimi yüzünden, Hz.Muhammet’in defnine bile katılamamışlardır. Onu defneden Hz.Ali’dir. Dolayısıyla Allah’ın ve Peygamberin isteğine uymamışlardır. Hz.Muhammet yaşarken, defin töreninde bulunmayanlara, şefaat edemeyeceğini belirtmiştir. Bu ikisi en aşikar örneklerdir. Daha bir sürü örnek vermek mümkündür. Osman ise, Hz.Muhammet’in zamanında kovdurduğu ve sürdürdüğü, kendi amcasının oğlu aşırı putperest, İslam ve peygamber düşmanı Muaviye’yi vali ederek, yine peygamberin buyruğunu yıkmıştır. Ayrıca tıpkı yoldan çıkmış sonraki Abbasi halifelerinin de yaptığı gibi Tarih bilimini yanılgıya düşürecek, bir çok tahrifat yapmıştır. Muaviye’yi vali etmekle, Hz.Muhammet’in en sevdiği torunları olan Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’in de, katledilmesine zemin hazırlamıştır. Hz.Muhammet’in sonraki karısı Ayşe ise, yakını olan aşırı putperest, İslam ve peygamber düşmanı Muaviye taraftarı olmuş, Hz.Muhammet’in kardeşliği, amca oğlu, damadı ve yakın koruması olan Hz.Ali’ye savaş açanlar arasına katılmıştır. Muaviye’nin oğlu Yezit ise Hz.Muhammet’in kızından devam etmekte olan soyunu, yok etmeye and içmiş lanetli bir yaratıktır. Hz.Muhammet’in torunu Hz.Hüseyin ve diğer akrabalarını (toplam 72+1 kişi) Kerbela çölünde günlerce susuz konaklattırmış. Daha sonrada bu 70 küsür kişinin üzerine binlerce kişilik bir orduyla saldırarak, Hz.Muhammet akrabalarını, bir bir feci şekilde katlettirmiştir. Daha sonra başa gelen yoldan çıkmış Abbasi hükümdarları ise tüm bu yaşanan haksızlıkların üzerine bir perde çekmek istemiş, Ebubekir, Ömer, Osman, Ayşe, Muaviye ve hatta Yezit’i bile suçsuz çıkaracak hadisler, dedikodular ve söylemler yayarak, halkın yanlış yola girmesine sebep olmuşlardır. Hz.Muhammet yaşarken bile sözlerinin kayıt edilmesine karşı çıkmıştır. Hadisi yok saymış, bulduklarını yaktırmış, yok ettirmiştir. Günümüze kadar ulaşan birçok hadis, peygamberin ölümünden sonra, Müslüman olmadan önce, puta tapan kişiler tarafından yazılmıştır. Hz. Muhammet’in en yakın akrabaları (Ehlibeyti) ise hayatlarında hiçbir zaman putlara tapmamış, Allah’ın birliğine inanmış, temiz insanlardır. Hadislerin çoğu da gerçekleri yok etmek maksadıyla art niyetli kişiler tarafından yazılmıştır. Şu anda bile diyanet işleri ile ilgilenenler, Hz.Muhammet'in bile yaktırdığı, bu hadisleri peygamber sözüdür diye, yok sayamamaktadır. Sebebi ise yoldan çıkmış Muaviye, Yezit ve bazı Abbasi hükümdarlarının Allah'ı ve Peygamberi kullanarak, insanları korkutmacı ve sindirmeci siyaset tarzlarıdır. Böyle olmasaydı bu kişiler hadis ile uğraşacaklarına Kuran-ı okuyarak zamanlarını harcarlardı. Halkı Allah korkusuyla, eskiden putperest olan bu kişileri (Ebubekir, Ömer, Osman, Ayşe, Muaviye ve Yezit) sevmeye zorlamışlar, sevmedikleri zaman Allah düşmanı olacaklarını ve cehennemde cayır cayır yanacaklarını, Hz.Muhammet’in ağzından söyleyerek korkutmuşlardır. İşte halkımızın hâlâ bu korkuyla yaşadığı devirler, bitmemiştir. Azıcık aklını çalıştıranlar neyin doğru, neyin yanlış olduğunu hemen fark edebilmektedir. Bu yüzdendir ki, en belirgin örnek Yezit, çoğu Müslüman tarafından, hâlâ sevilmemektedir. Aslında Yezit diğerlerinden üsttedir, çünkü yapılanları gizli ve fitnece yapmamış, açıktan açığa yapmıştır. Diğerleri ise saman altından su yürüterek yapmışlar. Bu şekilde olanları gizleme imkanına da kavuşmuşlardır. Böylece Hz.Muhammet’in getirmiş olduğu İslam dini çok büyük bir yara almış, asıl anlamına bir türlü ulaşamamıştır. Fatih Sultan Mehmet Handan sonraki bozulmuş padişahları, burada dile getirmeye, şimdilik gerek görmüyorum bile.
Bu yaşananların hepsi aslında Allah’ın bilgisi dahilindedir. Allah bu yüzdendir ki Kuran’da sürekli “az bir kısmınız hariç” diye sık sık Hz.Muhammet yakınlarını ve kalpten inananları işaret etmektedir. İşte Hz.Muhammet’in gerçek taraftarları olan bizlere, bu sevmediğimiz kişiler ve taraftarları Ali Seven manasında “Alevi” diye isim takmışlardır. Ne mutludur ki bize Allah-Muhammet-Ali aşkıyla yanıyoruz. O’nun yolundan ayrılmıyoruz. Sürekli, ser veriyoruz ama sırrımızı oyuncak edeceklere vermiyoruz. Lütfen sizde aklınızı bir an önce çalıştırın. Hz.Muhammet’i çekemeyenlerin, kılıç zoruyla sonradan Müslüman olanların uydurduğu yoldan gitmeyin. Kuran-ı Kerim’i Türkçe okuyun. Çünkü Arapça dilini, anlamıyorsanız, size hiçbir faydası olmayacaktır. Ne mutlu ki, Kuran-ı Kerim’i Arapça okuyarak anlayanlara. Yani Arap dilini bilenlere. Günümüzde Kuran kurslarında Arap dili öğretilmiyor. Sadece okuma ve yazma öğretiliyor. Burada dikkat edin, eğer siz kursa gidip sadece Arapça okuma ve yazma öğrenip, Arap dilini öğrenmez, bu işi yarım bırakırsanız, boş yere kursa gitmiş olursunuz. Sakın ha, sanmayın ki, Kuran-ı sadece dilden, anlamadan okuyarak sevap kazanacağınızı, cennete gideceğinizi. Allah Kuran-ı Arapça dilinde indirdi ki, Arap halkı anlayabilsin. Maksat sadece sevap kazanmak olsaydı, Arap halkına, Latin harfli Türkçe Kuran indirmesini de bilirdi, onlar da Latin harfleriyle okumayı söktükten sonra, Türkçe öğrenmeden bol bol okur, ama hiçbir şey anlamaz, akıllarınıda işletmezlerdi. Birisi çıksın da desin şimdi, Allah Kuran’ı anlamak için değil, sadece okumak için indirmiştir, diye. Diyemezler çünkü bu işi yol edinmişler. Geçim kapısı yapmışlardır. Yok, iş öyle bildikleri gibi değil. Lütfen lütfen lütfen, aklınızı çalıştırın. Kendi beyninizi, Allah’ın da yardımıyla, sadece siz şekillendirip, oluşturabilirsiniz. Başkalarının aklıyla yaşamayın. Emevilerin, yoldan çıkmış bazı Abbasi hükümdarlarının korkutmalarına kulak verip, yoldan çıkmayın. İlimden, bilimden, okuyup anlamaktan, asla zarar gelmez. Mümin olana Kuran ve Ehlibeyt yeter. İlimle kalın... iletişim »
YAPTIKLARIMIZ
| ŞERİAT » | TARİKAT » | MARİFET » | HAKİKAT » | |
| 1 | İman etmek | Tövbe etmek, | Edeb’li olmak | Alçakgönüllü olmak, |
| 2 | İlim öğrenmek | Mürşid öğüdüne uymak | Bencillik, kinden uzak olmak | Kimsenin ayıbını görmemek, |
| 3 | Haramdan uzaklaşmak | Temiz giyinmek, | Perhizkarlık | Yapabileceğin iyiliği esirgememek, |
| 4 | İbadet etmek | İyilik için savaşmak, | Sabır ve kanaat | Allah’ın her yarattığını sevmek |
| 5 | Nikah / Ailesine faydalı olma | Hizmet etmeyi sevmek, | Haya (Utanma) | Tüm insanları bir görmek, |
| 6 | Çevreye zarar vermemek | Haksızlıktan korkmak, | Cömertlik | Birliğe yönelmek |
| 7 | Peygamberin emrine uymak | Ümitsizliğe düşmemek | İlim | Gerçeği gizlememek |
| 8 | Şefkatli olmak | İbret almak, | Hoşgörü | Manayı bilmek |
| 9 | Temizliğe dikkat etmek | Nimet / cömert olmak) | Özünü bilmek ve | Tanrısal sırrı öğrenmek |
| 10 | Yaramaz işlerden sakınmak | Özünü fakir görmek. | Ariflik | Tanrısal varlığa ulaşmak ve Hakla bir olmak. |
Sevgi ve ilim sizinle olsun. (KULNET - 070422)
^ yukarı ^ iletişim »
